Amsterdam Hakkındaki Düşüncelerim

1-İlk defa mimarisi Paris’e benzemeyen bir Avrupa şehrini ziyaret ettim. Gerçekten hayran kaldım. Kentin mimarisi kendine has ve evler bitişik nizam dizilmiş. İnsan böyle bir düzene gıptayla bakıyor.

2-Gel gelelim turistler kentin güzelliğini es geçip iki konuya odaklanıyor Amsterdam’da: uyuşturucu ve seks.
Namı şehrin ötesine geçmiş Red Light District aslında tipik bir genelev semti. Fuhuş, Hollanda’da devletin izin verdiği yerlerde ve belli koşullarda serbest. Tıpkı Türkiye dahil birçok ülkede olduğu gibi. Ancak Amsterdam bu konuda bir pazarlama harikası. Aslında tek yaptıkları şey genelev mahallesini süsleyip püsleyip dünyaya tanıtmak.
Uyuşturucu tüketimi belli oranlarda serbest. Sırf bu sebepten şehre akın akın turist yağıyor. Esrar tüketimi 20 küsür ülkede daha serbest, ama buraya elbette yine pazarlama hamlesi giriyor.

3-Rijksmuseum, Van Gogh Müzesi ve Anne Frank Evi’ni bir yana bırakarak konuşuyorum.(ki Amsterdam’da görmeyi en çok istediğim yer Anne Frank Evi idi. Zira 13 yaşında okumuştum “Anne Frank’ın Günlüğü”nü. Evini ziyaret etmek hep aklımdaydı.)
İşkence Müzesi, Elmas Müzesi, Seks Müzesi, Mikrop Müzesi… değişik temalarda o kadar çok müze var ki Amsterdam’da. Ki bana kalsa bu müzeler çok da ilgilenmediğiniz sürece ziyaret etmeye değmez. Ülkenin ve şehrin kültürüne ait hiçbir unsur içermeyen bu müzeler benim gözümde sadece turistlerin ceplerini yasal yoldan boşaltma girişimi. Ayrıca Amsterdam’da hiçbir şekilde öğrenci indirimi uygulanmıyor. Bu konu beni oldukça rahatsız etti. “Zaten herkes buraya gelecek, ne gerek var indirim yapmaya” mantığını hoş bulmadım.

4-Uyuşturucu ve seks dışında ne mi yapılır Amsterdam’da? Demin saydığım üç güzel müzeyi ziyaret edin, kanal turuna çıkın, Vondelpark’a gidin, çimlere uzanın, ördekleri seyredin, Hollanda mutfağı pek zengin olmasa da yiyeceklerinin tadına bakın, Endonezya yemeklerinin de tadına bakın (Hollanda’da çok fazla Endonezyalı yaşıyormuş), tabi ki bisiklete binin, bisiklet dostu bir şehrin tadını çıkarın, çeşit çeşit Hollanda peynirini tadın, biranızı ya da waffle’ınızı alın ve kanallardan herhangi birindeki iskeleye oturun, etrafı seyredin, sizin gibi oturan Hollandalılar ile tanışın, sohbet edin. Hollandalılar uyuşturucu ve seks ile kafayı bozmuş insanlar değil. Ki bu dediklerimin çoğunu yaptım.

5-Tekrar ediyorum, ama bu şehir gerçekten bir pazarlama harikası. Okullarda ders olarak okutmak lazım. “Marka şehir” kavramı böyle bir şey demek ki. Niye Türk gençleri arasında bu şehrin bu kadar meşhur olduğunu anladım resmen. Güzel bir şehir ve bu güzelliğin tanıtımı için belli öğeleri vurgulamışlar.

6-Amsterdam’a bir daha gelir miyim bilmiyorum. Belki Hollanda’nın yel değirmenlerini ve lale tarlalarını görmek için geçiş noktası olarak kullanırım. Kim bilir?

Yazar: admin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir